Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | İletişim |                                                                                      

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

MANSUR BABA

MANSUR BABA

Kategori  Kategori : HARPUT EVLİYALARI
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1210
Tarih  Tarih : 24 Kasım 2010, 13:09

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MANSUR BABA

 Harput'un merkezinde, Ulucami'nin kuzeydoğu yönünde medfundur. Türbe Selçukluların türbe mimarisi özelliğinde, sekizgen kaideli, yan duvarlar üzerine oturtulan sekizgen kubbeli, çadır mimarisi şeklindedir. Daha önce burada Osmanlı kubbe özelliği taşıyan bir türbenin olduğu sanılmaktadır. Bugün yenisi yapılan türbede kesme taşlar kullanılmıştır. İki katlı olan Mansur Baba Türbesi'nin üst kısmı mescit, alt kısmı ise makam bölümüdür. Mescit bölümüne yandan yapılan merdivenlerle çıkılmakta, kapı ile merdiven bitimi arasında küçük bir sahanlık bulunmaktadır. Makam bölümüne geçişi sağlayan kapı, bu sahanlığın hemen altındadır. Artukoğulları döneminde burada Mansur Baba'ya ait başka bir türbenin bulunduğu rivayet edilir. Bu eski türbenin 1234 yılında Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat ta­rafından şehrin zaptı sırasında tahrip edildiği, İbn-i Bibi ve Ebul Farec’e ait kaynaklarda da anlatılmaktadır. Şu andaki “Mansur Baba Türbesi”  1964 yılında merhum Nurettin Ardıçoğlu’nun  Türkiye’nin ilk Turizm Bakanı olduğu sırada bizzat Ardıçoğlu tarafından yaptırılmıştır.

 MANSUR BABA KİMDİR?

Tarihi kayıtlarda Mansur Baba’nın kim olduğuna ait kesin bir bilgi yoktur. Sadece 16.yüzyıla ait 1518 tarihli bir defterde Mansur Baba zaviyesi vakfına ait isme rastlanılmıştır. Bu belgede bu zatın kim olduğu hakkında herhangi bir açıklama yoktur.(19) Bu belgeye göre 1518 tarihinde var olan Mansur Baba’ya ait mescit, türbe ve zaviye sonradan çeşitli nedenlerle yıkılıp harap olmuş, bu yapıların yeri ise bir arsa şeklinde kalmıştır.(20) İshak Sunguroğlu Mansur Babanın yerinin keşfini şöyle anlatmaktadır: “Vaktiyle caminin önündeki mezarlığa bitişik evlerden birisinde oturan Şahande namında bir hanım, gece rüyasında: Aksakallı, nurani yüzlü biri bu kadının evine girdiğini ve kendisine hitaben, “Üzerime pis sular döküyorsunuz, ya dökmeyiniz veya yerimi değiştiriniz.”diye ihtarda bulunduğunu söyler. Kadın önceleri rüya bu diyerek aldırış etmez. İkinci ve üçüncü gece aynı rüyayı tekrar görünce, Şahande hanım rüyasına giren bu kadına cevaben: “Ben zavallı bir kadınım bu işi nasıl yapabilirim?”demesi üzerine : “Öyle ise git Beyzade’ye haber ver.”diyerek gözden kaybolmuştur. Kadın rüyasından uyanıp korku ve heyacan içerisinde sabahı bulmuş. Sabah olunca Beyzade’nin konağına kadar gitmiş ve hadiseyi Beyzade’ye olduğu gibi anlatmıştır. Beyzade hemen Hacı Hamit Efendi’ye, Müftü’ye ve Evkaf dairesine haber göndererek öğle namazını Ulu Cami’de kılmak üzere bunları oraya davet etmiştir. Hacı Hamit Efendi, oğulları Hacı Mehmet Sait ve Kemal Efendileri de yanlarına alarak, Ulu Camiye gidip Beyzade’ye mülaki olmuşlar ve diğer zevatla birlikte namazdan sonra Evkaf dairesi odacısı Osman Ağa’nın getirdiği iki ameleye, Şahande hanımın gösterdiği mahal kazdırılmaya başlanmıştırr. Bir süre sonra büyük bir lahit meydana çıkmış, Lahitin içerisinde bir erkek, bir kadın ve iki de çocuk cesedinin bulunduğu görülmüştür. Erkeğin bulunduğu bölüm açılınca asırlarca evvel gömülmüş olan bir cesedin, dün ölmüş gibi hiçbir tarafının çürümediği tespit edilerek doğrudan doğruya telgrafla meşihata bildirilmiştir. Beş on gün sonra masrafı cib-i hümayundan verilmek suretiyle üzerine bir türbe ve yanına  da bir zaviye yapılması hakkında irade-i saniye çıkmıştır. Bunlar yapılınca mezar taşına atfen isminin Mansur olduğuna göre türbe ve zaviyeye de Mansuriye ismi verilmiştir. Mansur Baba’nın cesedi ve yanındaki mezarlarda yatanların kemikleri ile yapılan bu türbeye alındığı, kadının Mansur Baba’nın karısı ve iki çocuğun da kendi çocukları olduğu tespit edilerek o günden itibaren burası ziyaretgâh olmuştur.”(21)

Bu hikâyeden anlaşılacağı üzere bu zatın isminin Mansurolduğu keşfi sırasında çıkarılan mezar taşından anlaşılmaktadır. Harput’un 1234 yılında Selçuklularca fethi esnasında harap edildiği düşünülürse, türbenin de daha önce Selçuklu beylikler döneminden kaldığı akla daha uygundur. Yaptığımız tarihi araştırmalarda beylikler döneminde Mansurismine oldukça sık rastlıyoruz. Bizce Mansur Baba’nın Artuklular döneminde yaşamış olma ihtimali daha kuvvetlidir. Nurettin Ardıçoğlu Harput Tarihi” adlı eserinde Alaattin Keykubat dönemini anlatırken şöyle diyor: “İbn-i Bibi’ye göre, Alaattin Keykubat’ın 1224 senesinde Selçuk umerasından bazılarını Kayseri’de idam ettirdiği ve bazılarını ise devletin hudutları haricine sürgün ettiği ve bunlardan Emir Kemalettin Kamyar, Zahirüddin Mansur ve diğer bazı umeranın ise Harput hükümdarına iltica ettikleri tarihi kaynaklarda belirtilmektedir. Fakat Keykubat’ın Harput hükümdarına kızması üzerine bu umera da burayı terk ederek Ahlât’a gitmeye mecbur kalmıştır.(22) Tarihi kaynaklarda bu olay böyle anlatılıyor ama bizde diyoruz ki, Kayseri’de diğer umerayı idam ettiren Keykubat, emir vererek Zahirüddin Mansur’u da burada idam ettirmiş olmasın? Şayet böyle bir olay olmuş ise,  bu türbenin buna ait olduğu düşünülemez mi?

Bir başka ihtimalde şu ; Ahmet Yesevi’nin halifelerinden Mansur Ata’nın 1220’lerde yaşadığı ve Anadolu’ya gelerek 12 Türkmen aşiretiyle birlikte önce Malazgirt’e, daha sonra Harput’a yerleştiği şeklindedir.İşte Mansur baba o Mansur Ata olamaz mı?”diye belirtenler de vardır.(23) Bizce bu ihtimalde akla uygun düşmektedir.

Bu iki görüşü de yaptığımız araştırmalarda akla uygun bulduğumuz için buraya aldık. Burada medfun bulunan Mansur Baba’nın gerçekte kim olduğunu araştırmacılar bulup çıkarırlarsa büyük hizmette bulunmuş olacaklardır.

                       

                          ***                ***                   ***

 

ÖTELER

 

Sanmayın Leyla’yı kalmış lânesiz:

Ey gönüller, oldunuz son lane, siz!

 

İddir, seyyareden seyyareye

Şimdi sultanlar gider, gerdûnesiz.

 

Burada şi’r elfeza duymaz ihtiyaç…

Aşkı söyler yerle gök, efsanesiz.

 

Burda rüya kuşları,

Öyle hürdürler ki dalsız, dânesiz

 

Bir sükûnet, bir rükûdet âlemi

Buldular ma’mûresiz, viranesiz.

 

                       Arif Nihat Asya

 

 

Kaynak:
Harput Kültüründe Din Alimleri
Günerkan AYDOĞMUŞ

Aşağıdaki formu doldurak Yorum Yapabilirsiniz

HARPUT EVLİYALARI

En Çok Okunan Haberler

ANKET

Kampanyamızı Nasıl Buldunuz





Tüm Anketler

Tüm Hakları Marmara Elazığlılar Derneği'ne Aittir. Acıbadem Caddesi Gayretli Sokak Demirciler Apt No:20/2 Daire 8 Acıbadem-Üsküdar/ İstanbul (E-5 Karayolu Üzeri Acıbadem) 0216 34 000 23
RSS Kaynağı