Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | İletişim |                                                                                      

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

MAHMUT SAMİNİ HAZRETLERİ

MAHMUT SAMİNİ HAZRETLERİ

Kategori  Kategori : HARPUT EVLİYALARI
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1102
Tarih  Tarih : 24 Kasım 2010, 13:03

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

MAHMUT SAMİNİ HAZRETLERİ

Palu İlçesi'nin 3 km doğusunda, Murat Nehri'nin kuzey ya­kasında bulunan bir düzlükte medfundur. Burası Eski Palu'ya ait bir mezarlıktır. Türbe tuğla ile inşa edilmiş olup, iç ve dış kısmı son yıllarda kalebodur ile kaplanmıştır.. Tavanı betonla örtülü olup sivri bir kubbesi bulunmaktadır..  İç kısmı çok küçük üç pencere ile aydınlatılmıştır. Şeyh Samini Türbesi kare plânlı ve iki mekânlıdır. Türbenin bulunduğu mezarlık içerisinde musluk suyu vardır.

 MAHMUT SAMİNİ HAZRETLERİ KİMDİR?

Aslen Palu İlçesi’nin eski adı Hun, yeni adı Beyhan beldesindendir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1812 yılında doğduğu rivayet edilir. Tasavvufi gelişimini Nakşî Şeyhi Ali Sebdi Hazretleri’nin yanında tamamlamıştır. Esas adı Mahmut olan Şeyh Samini Hazretleri'nin ismindeki "Samini" sıfatı tarikat ge­leneğine uygun olarak verilmiştir. Ayrıca Şeyh Ali Sebdi Hazret­leri'nin sekizinci halifesi olmasından dolayı verildiği de söylenir. "Samini”nin Arapça karşılığı sekizinci anlamına gelir. Onun tarikata girişi Ali Sebdi Hazretleri ile tanışmasından sonra olur.

Rivayete göre bir gün Şeyh Ali Sebdi Hazretleri o zamanki adı "Hun" olan bu köye davet edilir. Akşam Ali Sebdi Hazretleri'ne bir yemek ziyafeti çekilir. Yemek esnasında Ali Sebdi Hazretleri sofradaki taamlardan oluşan büyücek bir lokma hazırlar. Sofra etrafında oturanlara dönerek: "İçinizde bu lokmayı bir seferde çiğnemeden yutacak kim var?" diye sorar. Sofra etrafındakilerin hiç birinden ses çıkmaz. Bunları kenarda seyretmekte olan Mahmut Samini Hazretleri: "Ben yutarım" der. Ali Sebdi hazretleri Samini'yi yanına çağırarak lokmayı kendi eliyle ağzına kor. Mahmut Samini Hazretleri ağzına konan bu lokmayı çiğnemeden yutar. Tasavvufçular bu lokmanın bir sır lokması olduğunu söylerler. Onu Şeyh Ali Sebdi Hazretleri'ne bağlayan bu lokmadır.

Nite­kim bu lokma Mahmut Samini'yi Hun Köyü'nden alarak Palu'ya geti­rir. Ali Sebdi Hazretleri ona: "Ben seni zikirsiz ve fikirsiz kabul et­tim." der. Daha henüz çocuklukla gençlik arasında sayılan Mahmut Samini Hazretleri şeyhine hizmet etmekten büyük bir zevk alır. Bazı kaynaklar Ali Sebdi Hazretleri'nin ona akşam “lokma” yerine armut yedirdiğini söylerler. Ali Sebdi Hazretleri çok sayıdaki müritlerinin içinden en çok Samini'ye ilgi göstermiştir. Ondaki ışığı Hun Köyü'ndeki ziyafette keşfeder. Mahmut Samini Hazretleri'nin Evlad-ı Resul zincirinden olduğunu iddia ederler. Bir rivayete göre, Mahmut Samini Hazretle­ri'nin dedesinin Diyarbakır'ın Derik İlçesi'nden gelerek Hun Köyü'ne yerleştiği söylenmektedir.

Mahmut Samini, Şeyhi Ali Sebdi Hazretleri'ne bağlılıkta en ufak bir kusur göstermemiş, kısa zamanda Ali Sebdi Hazretleri'nin en yakın müridi olmuşur. Şeyhle Samini arasındaki bu yakın diyalog, diğer müritler arasında zamanla kıskançlığa neden olur. Ali Sebdi Hazretleri bunu sezer ama çoğu zaman bilmezlikten gelir. Mahmut Samini şeyhine olan bu bağlılığı yüzünden kısa zamanda derecesini yükseltir. Kur'an-ı hıfz ederek dini bilgisini de geliştirir. Onu en çok kıskanan müritlerden birisi Melekanlı Abdullah'tır. Ali Sebdi Hazretleri Mah­mut Samini ve Melekanlı'nın evde yalnız bulunduğu bir sırada, Sami­ni'yi yanına çağırarak: "Mahmut" der, "Yağmur yağacağa benziyor, şu dama çık da biraz loğla." Samini dama çıkar. Bir süre sonra damdan loğ sesi gelmeye başlayınca, Ali Sebdi Hazretleri, Melekanlıya seslenir: "Hele çık bak Samini damı loğluyor mu?" Melekanlı bir tavana bakar bir de Ali Sebdi Hazrelleri'ne: "Efendi, ses geliyor." der. Ali Sebdi Hazretleri: "Ben de sesi duyuyorum, sen yine de çık bir bak nasıl loğluyor?" der. Melekanlı dama çıktığı zaman hayretler içinde kalır; Mahmut Samini damın bir ucunda oturmuş, şehadet parmağı ile loğu bir oyana, bir buyana yönlendirerek damı loğlamaktadir. Loğun kendi başına gid­ip geldiğini gören Melakanlı gerisin geri Ali Sebdi Hazretleri'nin yanına gelir. Daha ağzını açmadan Şeyhi: "Gördün mü Melakanlı?" der. Melekanlı biraz mahcup bir şekilde, "Evet" der. Ali Sebdi Hazret­leri devam ederek: "Sen de öyle dam loğlayabilir misin?" Melekanlı: "Loğlayamam Efendi." der. Ali Sebdi Hazretleri: "Peki, Samini'yi niçin sevdiğimi şimdi anladınız mı? Bir daha Samini'yi kıskanmayın." der.

Tarikatta her şeyin sadece dini bilgilerle olamayacağını her mürit ne yazık ki anlayamaz. Şeyhe bağlılığın ve ona güvenin çok önemli olduğunu müritlerin bilmesi gerekir. Makamların aşılmasında bu çok önemlidir. Şeyh Ali Sebdi Hazretleri diğer müritlerinin de bu kıskançlığı sürdürmeleri sonucunda bir gün yine dayanamaz, derviş Sa­lih'i Samini'ye yollayarak ona: "Samini'nin boynuna sarığını dola, çarşının ortasından çeke çeke getir." demişti. Derviş Salih Samini'nin evine geldiği zaman denileni yapıp yapmamakta bir müddet tereddüt geçirir. Ondaki bu tereddütü gören Samini Hazretleri: "Efendi beni nasıl istediyse sen de öyle götür." diyerek icazet almasına rağmen şeyhine bağlılığını bir kez daha göstermiş olur! Bu hikâyeyi Ali Sebdi Haz­retleri bölümünde anlatmıştık.

Samini Hazretleri kısa zamanda Şeyhi Ali Sebdi Hazretlerinden icazetini alarak inzivaya çekilir. Şeyhi ona icazetini verirken: "Tuttuğun yol zor, Allah muvafak etsin." diyerek duada bulunmuştu.

Kışın Palu'da, yazın Murat'ın karşısındaki Palu bahçelerinde ka­lan Mahmut Samini, Şeyhinin ölümüne kadar irşad görevine başlamamıştır. Rivayete göre: "Samini" sıfatını icazetten sonra almıştır. Şeyh Ali Sebdi Hazretleri vefat edince, Palu bahçelerindeki evinin yanına minareli bir mescit yaptırır. Burada vakit namazlarını hem cemaatle eda eder, hem de mescide gelen bu cemaate vaaz verirdi. Bir süre sonra  Palu'ya göçmeyerek kışında burada kalır. Onun derin bil­gisi ve tasavvufi düşüncesi sayesinde çok sayıda insan ona yürekten bağlanırlar. Şeyhi Ali Sebdi Hazretleri gibi o da kendinden sonra değerli halifeler yetiştirir. Bunlardan bazıları: Hafız Osman Bedrettin (İmam Efendi), Mustafa Naci Efendi, Miyadınlı Mehmet Efendi gibi mutasavvıflardır. Bunların içinde İmam Efendi lakabıyla ünlü Hafız Osman Bedrettin Hazretleri'nin ona intisabı ol­dukça ilginçtir. Hafız Osman Bedrettin Hazretleri'nin (İmam Efendinin) Erzurum'dan gelerek Şeyh Mahmut Saminî Hazretleri'ne teslim olması çok zor olmuştur. Çünkü İmam Efendi Erzurum'un değerli hoca ve mutasavvıflarından dersler almış, zahiri ve batini ilimlerde kendini çok iyi yetiştirmiştir. Aynı zamanda hafız olan İmam Efendi, dini ve tasavvufi gelişmesini de babası Selman-i Sükûti den sonra Ahmet Merami gibi değerli bir hocadan almıştı. O, Palu'ya geldiğinde epeyce doluydu. İlk defa gördüğü Mahmut Samini Hazretleri'ne kolayca teslim olmamış, Mahmut Samini Hazretleri ise İmam Efendi'nin içinden geçenleri bildiği için ona birçok kerametler göstermek zorunda kalmıştı. Mesela Palu'ya ilk geldiği günlerden birinde İmam Efendi'ye; Hafız, misafirlik üç gün olur, seninki üç günü geçti. Bahçeye in de şu havuzun suyunu sal ve sebzelere su ver." der. İmam Efendi tereddüt etmeden bahçeye iner, havuzu salarak sebzeleri sulamaya başlar. Bir süre sonra havuzdaki su biter ama bakar ki sebzelerin yarısı sulanmamıştır. Doğru Samini Hazretleri'nin yanına koşar: "Efendi" der "Havuzun suyu bitti. Sebzelerin yarısı ise sulanmadı." Samini Hazretleri tebessüm eder, "Hafız sen, ne diyorsun, o havuzdaki su sebzelerin tamamını suluyordu. Senin bir yanlışlığın var.   Su bitmemiştir git bir bak." deyince, İmam Efendi itiraz etmeden gerisin geri bahçeye iner, bakar ki havuz ağzına kadar suyla doludur. Aradan bir gün daha geçer, Şeyh Sa­mini Hazretleri bu sefer de İmam Efendi'ye: "Git biraz bahçeden sebze topla getir ki yemek yapsınlar." der. İmam Efendi Şeyhi Samini Hazretleri'ne dönerek: "Efendi sebzeleri dün suladım. Daha çiçekteler." deyince, Samini Hazretleri: "Sen yine de git bir bak." der. İmam Efendi bahçeye inip bakar ki ne görsün, dallarında taze taze patlıcanlar, domatesler durmuyor mu?

İşte İmam Efendi'nin Samini'ye bağlılığı bundan sonra başlar. Bu bağlılık şüphesiz Samini'nin büyük mutasavvıf oluşundan ileri ge­lmektedir. Gelişen olaylara bakılırsa, İmam Efendi onu önce kafasında düşündüğü çerçeveye oturtamamış, bu sebeple bir süre tereddüt geçirmiştir. Çünkü Samini Hazretleri çağın bilinen tarikat şeyhlerinden farklıdır. Alçak gönüllülüğü, hitabeti, hoşgörüsü ile dik­kat çeker. Görünüş itibarı ile buğday tenli, dişleri dökük, tütün içen birisi­dir. Ayrıca gözleri ela ve irice, yanağında da ben olan uzunca boylu biridir. O, en büyük feyzini Şeyh Ali Sebdi Hazretleri'nden almıştır. Şeyh Ali Sebdi Hazretleri Palu'da vefat ederken yanından hiç ayrılmayan ilk halifesi ve sır kâtibi Mustafa Naci Efendi, Samini Hazretleri’nin vefatında da onun başucundadır! 1895 yılında ebedi âleme göç eden Mahmut Samini Hazretleri eski Palu mezarlığına def­nedilir. Ona hayatı boyunca sadakat gösteren Mustafa Naci Efendi ise, onun ölümü üzerine kendini büyük bir boşlukta bulmuştur. Samini Hazretleri'nin yıllarca sırdaşı, gönül dostu olmuş, ona hizmet etmeyi tek gaye edinmiş bu zat, daha sonra İmam Efendi'nin yanına gelerek bu boşluğu bu kez de onunla doldurmaya çalışmıştır.Burada bir şeyi söylemekte fayda görüyorum; Samini Hazretlerinin torunlarından Saadeddin Efendi dedesinin yetiştirdiği değerli mutasavıf İmam Efendi tarafından sûluka sokularak ondan icazet almıştır. Saadeddin Efendi aynı zamanda çok güzel tasavufi şiirler de yazmıştır. Bunlardan bazıları şöyledi ;

 

        ***       ***

 

“Bir güle uğradı yolum

Hiç kimse zâr etmiş değil

Bağ-u bânidir Samini

Beyâbânda bitmiş değil.

 

Koklayanlar bî hoş olur

Hüşyâr değil sarhoş olur

Aşk-ı Hûdaya düş olur

Misli anın gelmiş gibi.

 

Alır canı verir canan

Dinin varsa buna inan

Bu bazarın gayrı yalan

Dünya baki kalmış değil.

 

Çün bu kanun-u himmettir

Her harfi ayrı hikmettir

Talibin matlabı Hak’tır

Zahid anı bilmiş değil.

 

Dolaşanlar bahr-ü berri

Bilmez ne insan ne peri

Çünkü kadir-i teberi

Böyle nizam yazmış değil.

 

O hem güldür hem bülbüldür

Hem laledir, hem sümbüldür

O sultandır Sadi kuldur

Azat kabul etmiş değil.

 

Münevver Bedri o mâhın

Çün ismi Berri o şahın

İmamıdır bu dergâhın

Mihrabdan hiç dönmüş değil.

 

Çün mihrab kendinin yüzü

Dinle benden bu hak sözü

Ceht et açılsın kalb gözü

Bu göz anı görmüş değil.

                    Sadedin Emini

 

        ***           ***

 

 

Ne olur bir eylesek insaf

Bu kalbimizi etsek saf

Hem edip Allah’a muzaf

Ansız hiç iş bitmiş değil.

 

 

 

Eya sultanım Bedrettin

Sana kurbandır Sadedin

Bi-hakk-ı Şah Bahaeddin

Ki senden vaz geçmiş değil.”

                   

                         Sadeddin Emini

 

“Ad ile sandan geçmişiz

Dil gülşeninden geçmişiz

Yâr ile bizar olmuşuz

Biz Bedreddin kıtmiriyiz.

 

Surette yok bazarımız

Hak iledir dildarımız

İrfandurur gülzarımız

Biz Bedreddin kıtmiriyiz.

 

Konduk sîret sarayına

Lime Allah esrarına

Tehvid-i Mutlak sırrına

Biz Bedreddin kıtmiriyiz.

 

Eşyaya kılmayız nazar

Hâk-bîne ermiştir bazar

Gaflet-i haktan el hazar

Biz Bedrettin kıtmiriyiz

 

Sadi nedir bu kîl ü kal

Gel eyle sen bir kesb-i hâl

Aklını bir kalbine sal

Biz Bedreddin kıtmiriyiz.”

 

                      Sadeddin Emini

 

 

Şeyh Samini Hazretleri ömrü boyunca yanına gelenlerin hepsine manevi değeri büyük olan nasihatlarda bulunmuştur. Onlara içlerinden dünya sevgisini çıkarmayı öğütlemiş, insanlara Allah sevgisiyle yak­laşmalarını söylemiştir. O, ömrünü hep manevi âlem için harcamış, hep iyilikten, güzellikten yana olmuştur. Halifesi olan Osman Bedrettin Hazretleri’ne (İmam Efendiye): "Hafız, ne söylersen söyle, hep kitaptan konuş. Bunda iki faide vardır:

1- Sen aradan çıkmış olursun, böylece kendine gu­rur da gelmez.

2- Birisi itiraz ederse başkasının sözü olduğu için nefsin araya girmez. Bu suretle hiddet ve can sıkıntısına düşmezsin." diyerek önemli nasihatlar yapmıştır. Yine halifelerine öğütler verirken; "Tasavvufta yol arı kovanına benzer. Arı gibi bal yapmak, karınca gibi kanaatkâr olmak lâzımdır. Bal yapma idrakine eriştiğinde ise, bu şifalı baldan Müslüman kardeşlerine tattırmak şarttır. Dünyanın ya­ratılışında büyük hikmetler vardır. Veliler iğnenin ufacık deliğinden Hindistanı seyrederler. Bu hâl ise âlem-î misalin altında bir hâldir. Âlem-i misal bunun üstündedir. Resül-u Ekrem Efendimiz'den nurlarını alır ve ondan sonra vahdet sarayının ezeli ve ebedi varlığında erirler." diyerek insanlara hizmeti ve Allah aşkını ön plâna çıkarmayı öğütlemiştir. Hem cemaatini, hem gelecek nesilleri sahte şeyhlere karşı da uyarmış: "Bir şeyhte üç şeye dikkat ediniz." diyerek bunları şöyle sıralamıştır:

 "1- Kendine dünyalık verildiğinde hoşuna gidiyor mu?

  2- Sünnetlere amel ediyor ve onlara uyuyor mu?

 3- En çok neyi seviyor? Dünyadan konuşulduğunda hoşlanıyorsa ondan uzak durun."

İmam Efendi Şeyhi Mahmut Samini Hazretleri için şunları söylüyor: "Biz on sekiz sene yüksek huzurlarına gittik geldik. Kendinde bir büyüklük duygusu katiyen görmedik. O, hiçbir zaman kendini Şeyh saymadı. Buna rağmen pek heybetli ve azametli görünürdü. Bazen derdi ki: Dünyanın ne kadar harap olduğunu benden anlayın. Bir zaman Şeyh Ali Efendi gibi bir zatı muhterem bu halkı irşad ederdi. Şimdi ise biz bu halka söz söylüyoruz.  Heyhat  !.."

 Evet o, İmam Efendi, Miyadınlı Mehmet Efendi ve Mustafa Naci Efendi gibi büyük zatlara emanetini verirken, gelecek nesillere de çok büyük mesajlar iletmiştir.

Samini Hazretleri ile ilgili bazı rivayetler şunlardır:

İmam Efendi Diyarbakır'da askerlik görevini yaparken bir mürşit aramaktadır. Bir tavsiye üzerine Palu'da bulunan büyük Nakşî muta­savvıfı Şeyh Mahmut Samini Hazretleri'ni ziyarete gelir. Onun ge­leceğini Samini Hazretleri önceden rüyasında görmüştür. Yanında bu­lunan sadık bir müridi olan Mustafa Naci Efendi de İmam Efendi'nin geleceğini rüyasında görmüştü.

Samini Hazretleri'nin gördüğü rüya şöyle idi: Murat suyundan ark açarak bostan tarlası yapmaktadır. Tam o sırada bir yabancı kendi­sinden biraz yukarda su kanalı açarak o da bostan tarlası yapmak ister. Samini Hazretleri: "Sen arkı yukarıda açmışsın sofu, bize doğru yaklaş ve arkını buradan aç." der. Bunun üzerine yabancı biraz naz eder ama inerek arkı aşağıya açar ve Samini Hazretleri o arka da su bağlar. Samini Hazretleri gördüğü bu rüyayı şöyle yorumlar: "Mustafa, bu gün bize bir misafir gelecek. O gelen misafir bize teslim olmakta di­renecektir. Arkı aşağıdan açmasının yorumu ise o zatın sonunda bize teslim olacağını gösterir." der. Hakikaten o gün gelen misafir İmam Efendi'dir. Ve onun Samini Hazretleri'ne teslim olması oldukça güç olur.

                 *   *   *

Mahmut Samini Hazretleri’nin Seydili Köyü’nde sadık bir müridi vardır. Her Cuma mutlaka şeyhinin mescidine gelip Cumayı şeyhinin arkasında kılarmış. Bir Cuma günü yine şeyhine gitmeye niyetlenmiş. Her nasılsa biraz geç kalmış. Seydili Köyü Murat Nehri’nin karşı yakasında olduğu için çok aşağıdaki köprüden geçmesi gerekiyormuş. Daha suyun karşısında iken ezan okunmaya başlamış. Bakmış ki köprüye daha epeyce bir mesafe var. “Eyvah,” demiş: “Ne cami kaldı ne Cuma, şimdi ben ne yapacağım!”diyerek eşeğini Murat Nehrine doğru sürerken, “Ya Samini yetiş”diye de seslenir! O anda sanki biri kendisini bir iple çekip karşı kıyıya çıkarır. Hemen koşarak aptesini alır ve Cuma namazına yetişir. Yine şeyhinin arkasında Cuma namazını eda eder. Cemaat dağılırken Mahmut Samini Hazretleri Seydili Köyü’nden gelen müridine, “Sofu sen hele biraz kal.”der. Herkes dağıldıktan sonra Samini Hazretleri: “Sofu bir daha geç kalma, benim işim gücüm yok da seninle mi uğraşacağım?”der.

              *   *   *

Yine bir gün müritlerinden birinin çocuğu Mahmut Samini Haz­retleri'nin evine gelir; "Efendi, babam çok hasta, bana şeyhimde üzüm varsa biraz getir dedi." Samini Hazretleri biraz düşünür, sonra Mustafa Naci Efendi'ye: "Mustafa, bir sepet al bağa in, en alt köşedeki tevekten sepete üzüm koy getir ki çocuğa verelim." der. Mevsim kış olmasına rağmen Mustafa Naci Efendi tereddüt etmeden sepeti alır ve bağa iner. Şeyhinin söylediği teveğe gelir bakar ki, tevek karlarla kaplı: teveğin üzerindeki karları temizler. Bir de ne görsün, dallarında salkım salkım taze üzümler durmakta. Sepeti doldurup döner. Mahmut Samini Haz­retleri üzümü çocuğa verdikten sonra: "Oğlum, babana selamımı söyle, yarına iyileşip yanıma gelecek." der. Çocuk gittikten sonra Mustafa Naci Efendi tekrar bağa iner. Niyeti biraz daha üzüm toplayıp müritlere ikram etmektir. Teveğin başına geldiğinde şaşırıp kalır. Biraz önce üzüm topladığı tevekte üzüm kalmamıştır. Bu teveğe işaret ko­yar. Bu gün, o bağ kuruyup geçtiği halde üzüm topladığı o tevek halen üzüm vermeye devam etmektedir.

 

 

Kaynak:
Harput Kültüründe Din Alimleri
Günerkan AYDOĞMUŞ

Aşağıdaki formu doldurak Yorum Yapabilirsiniz

HARPUT EVLİYALARI

En Çok Okunan Haberler

ANKET

Kampanyamızı Nasıl Buldunuz





Tüm Anketler

Tüm Hakları Marmara Elazığlılar Derneği'ne Aittir. Acıbadem Caddesi Gayretli Sokak Demirciler Apt No:20/2 Daire 8 Acıbadem-Üsküdar/ İstanbul (E-5 Karayolu Üzeri Acıbadem) 0216 34 000 23
RSS Kaynağı