Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | İletişim |                                                                                      

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

BAĞİN KALESİ

BAĞİN KALESİ

Kategori  Kategori : ELAZIĞ HARPUT TARİHİ ESERLERİ
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 942
Tarih  Tarih : 23 Kasım 2010, 20:31

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BAĞİN KALESİ

 

            Yakın olması nedeniyle Karakoçan-Bağin Kalesi olarak geçen bu kadim eser, sonradan yapılan idarî taksimata göre Tunceli-Mazgirt ilçesi sınırları içinde kalmıştır.

            Karakoçan’la Mazgirt ilçelerinin sınırını çizen Peri Suyunun kenarında bulunan bu kale, eski bir yerleşim yeri olan Bağin Köyünün güney yanındadır. 1990’lı yıllarda buralarda hüküm süren terör nedeniyle köy, eşkıyalar tarafından basılmış, yapılan katliamdan sonra da yakılmıştır. Dolaysıyla bu yerleşim birimi, tamamen terk edilmiştir.

            Köyün 1 km. kadar batısından başlayan ve 1 km. kadar uzanan sıcak su kaplıcaları, çayın iki tarafından kaynayarak yöreyi cazibe merkezi haline getirmiştir. Peri Suyunun Tunceli yakasında sarp bir yamacın üzerinde kurulan kaplıca tesisinin adı, köye izafeten Bağin Kaplıcalarıdır. Basit barakalardan oluşan tesisin, ıssız yerde oluşu nedeniyle misafirler tarafından fazla tercih edilmez. Sadece yöre insanına hitap eder.

            Çayın Karakoçan tarafında, gene sarp bir inişin sonunda ve çayın kenarına sıkışmış bir kaplıca tesisi daha vardır. Adı Kolan Kaplıcalarıdır. Sıcak suyu bol olan Kolan Kaplıcaları da ağaç yapraklarıyla oluşturulan barakalardan oluşur.

            Kolan’ın da ziyaretçileri genellikle yöre insanıdır. Ancak Karakoçan Kaymakamlığının teşebbüsleri ile MTA tarafından açılan kuyu verimli olabilirse sıcak su, ilçeye nakledilecek ve geniş kitlelerin kullanımına açılacak. Çalışmalar sürmektedir.

            Her iki kaplıcaya araçla gitmek mümkün olmakla beraber gidiş istikametleri farklı ve oldukça meşakkatlidir.

            İşte bu sarp ve yeşil meşe ormanları arasında kıvrılarak akan Peri Suyunun kuzey kenarında, Bağin Kalesi kurulmuştur. 

            Kale, köyün nehir tarafına düşen sarp ve oldukça yüksek bir kaya kütlesi üzerindedir. Yıkılmış olduğundan birimleri kaybolmuştur. İki tarafı Peri Suyu ile çevrilmiş olan kalenin köy tarafı; yani kuzeyi boş alan ve batı tarafı bahçelerden oluşan küçük bir düzlüktür. Yıkılmış olmasına rağmen kapı; kalenin kuzeydoğusunda ve köyün doğu tarafına düşer. Nehrin kayaya çarparak döndüğü bu bölgede, âdeta derin bir göl oluşmuştur. İşte kale kapısı bu döngü tarafındadır.

            Ayrıca bu kısımda bir de köprü ayakları vardır. Bu demektir ki çok eskiden nehrin karşı kenarını kaleye bağlayan taş bir köprü varmış. Sadece iki ayağının bir metre civarındaki kalıntılarından başka bir bakiyesi kalmadığı gibi ismi bile unutulmuştur.

            Kale ve köprünün ilişkisini ortaya koyması açısından bir efsaneyi buraya almak istiyorum: İlçenin kuzeybatısında Üçbudak Köyünde metfun olan Pir Cemal Abdal, Mevlâna’nın babası Bahaddin Velet ile birlikte Belh’ten gelerek Üçbudak Köyüne yerleşmiştir. Pir Cemal Abdal, bir gün Peri Suyu kenarına gelir. Biraz uzakta olan asma köprüye gitmeyip cübbesini çıkararak suyun üzerine atar. Cübbeye binerek karşıya geçer. O sırada Bağin Kalesi beyinin kızı, sarayın penceresinden bu olayı görür. Hayretler içinde kalan bey kızı, koşarak olayı babasına anlatır. Bey, hemen adamlarını göndererek Cemal Abdalı yakalatır ve kaleye getirtir. Cemal Abdalın sihirbaz olduğunu düşünerek yakılması için fırına attırır. Ertesi gün fırının kapısını açan bey; Cemal Abdalı, bıyıkları ve sakalı buz tutmuş bir vaziyette bağdaş kurup otururken bulur. Yaptığına pişman olur ve onu mükâfatlandırır.[1]                    

            Bu menkıbeden de anlaşılacağı üzere köprü Selçuklular devrinde vardır. Ancak asma köprü oluşu hakkında bir şey söylemek mümkün değildir. Görüldüğü kadarıyla köprü, ayakları arasındaki açıklığın fazlalığı nedeniyle sonradan yıkılmıştır. Belki de yıkılan ayaklar arasında, sonradan iplerle yapılan bir asma köprü oluşturulmuş olabilir. Yoksa iki ayağının temel kalıntılarından başka bir şeyi olmayan köprünün asma olması, zor bir ihtimaldir. Palu Kalesinin yanındaki Selçuklu köprüsü de aynı şekilde gözlerden oluşur. Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bu eserin de muhtemelen Selçuklular tarafından yapıldığı düşünülür. Çünkü ticarete önem veren Selçuklular; yol, köprü ve han yapımına ağırlık vermişlerdir.

            Kale, sarp kayanın 30-40 m. üzerine konan büyük kesme taşlardan yapılmıştır. Karadan geçiş veren kuzey tarafı, oldukça sağlam ve büyük kayalardan yapılmıştır. Burçları yıkık olsa da köye bakan taraftaki sur duvarları ile kapının yanları az çok sağlamdır. Bir miktar da kalenin batısında sur bakiyelerine rastlanır. Diğer taraflar, sarp ve oldukça yüksek kaya olduğu için sura gerek duyulmamıştır.

            Duvarların dışı siyah kesme taş, içi şekilsiz taşlardan kireçle örülmüştür.

            Kapı oldukça sarp bir uçurumun üzerine konmuştur. Kayalardan örme merdivenlerle çıkılan kapının yanlarında, iki burç bulunur. Merdivenler yıkılmış olduğundan kaleye, kapıdan çıkmak mümkün değildir. Köy tarafından kayalara tutunarak çıkılır.

            Kalenin üzerinde güneybatıdan kuzeye doğru yaklaşık 5 m. eninde, oyularak bir yol yapılmıştır. Tam tepede 2 dönüm kadar bir yerleşim alanı mevcuttur. Temel kalıntıları ve oda boşlukları fark edilebilecek durumdadır. Bu bölgeden doğuya doğru gidilince yapılan taş sekilerin kaya tarafına büyük tandır şeklinde iki su sarnıcı oyulmuştur.

            Ağzı dar ve yuvarlak olan sarnıcın içi, tandır şeklindedir. Aşağıya doğru genişlerken ağzı da yukardan gelebilecek molozlara karşı korumalı yapılmıştır. Bu tedbire rağmen insanlar tarafından atılan taşlarla kuyu, dolmuştur. Onun için bu yapının derinliğini tayin etmek mümkün olmamıştır.

            Gene bu bölgede göze çarpan bir şey de kayalar oyularak oluşturulan oturma sedirleridir. Palu Kalesinin kuzey tarafında da bu şekilde sedir vardır. Sarnıcın 20-30 m. yukarısında yan yana ve aynı biçimde bir kaya seki üzerinde dizili iki sarnıç daha bulunur. Bunlar da molozla doludur. Tepeye yakın iki ve tam tepede de iki tane olmak üzere dört tandır sarnıcı daha olan kalenin; toplam 8 sarnıcı vardır. Kuzey tarafında; zirveye çıkan yollar ile küçük yerleşim yerleri bulunur.

            Kalenin en önemli birimlerinden biri de tam tepede ve bir tarafı kuzeye bakan ana kayaya oyulmuş taş bir odadır. Tabanı dolu olan odanın yan duvarlarında birçok nişler (takalar) bulunur. Önü taş balkon olan yapı, aşağıdan bakıldığında âdeta bir delik şeklindedir. Çünkü yapının hem güney tarafı hem de kuzey tarafı açıktır.

            Deliğin güney tarafındaki boşluğa bakılırsa buranın bir saray yeri ve bu kaya odanın da gözetleme odası olabileceği akla gelir. Saray yıkılınca bu taş oda ayakta kalmıştır.

            Bağin Kalesinin su alma yolu ise kaya kütlesinin doğu tarafında ve Peri Suyunun kale duvarına vurduğu yerdedir. Kalenin altına inen bir dehliz ağzı ile 10 taş basamakla çıkılan ve yan yana iki ayrı dehliz ağzı bulunur. Biri tabana doğru iner ki içi sel artıkları ile doludur. İkinci dehliz ise yukarıya doğru çıkar. 25 oyma basamakla çıkılan dehlizin ucu yaklaşık 10 m. yükseklikte bir kaya sekiye açılır. Sekinin kuzey ucunda bir kaya mezar diğer ucunda zikzaklı merdivenlerle kaleye çıkılır. Muhasara sırasında kaleye su, bu basamaklar kullanılarak taşınır. 

            Bütün birimleri yıkılmış olan kalenin iki[2] kitabesinin olduğu ve bunlardan ikincisinin Urartu Kralı Menua’ya ait yaklaşık; 1,5 m. yüksekliğinde 40 cm. genişliğinde ve 30 cm. kalınlığındaki yazıtın, eski Turizm Bakanlarından Nurettin Ardıçoğlu tarafından Elazığ Müzesine kaldırıldığı[3] bilinir.

            Kale metruk ve harap durumdadır. 

 

YUKARI FIRATTA TARİHİ ESERLER                             Lütfi PARLAK

 



[1] Karakoçan Kaymakamlığının “Yeni Bin Yılında Karakoçan”  adlı kitabı

[2] Birinci kitabenin, kale duvarlarından birinin üzerinde olduğu kaydedilmesine rağmen tarafımdan görülememiştir. Ancak Kemalettin Köroğlu-Uarartu Krallığı Döneminde Elazığ (Alzi) ve Çevresi adlı kitapta bu kitabenin metnini şöyle vermektedir: “Tanrı Haldi’nin kudretiyle, egemen olan Haldi’ye, İşpuini oğlu Menua bu yazıtı diktirdi.”

[3] Nurettin Ardıçolu- “Uarartu Kralı Menua’ya Ait Kitabe” adlı makalesinde; kitabenin ön yüzü:”Tanrı Haldi’nin kudreti sayesinde İşpuini oğlu Menua, efendimiz Tanrı Haldi’ye bu taşı nezretti.” “Ben tanrı Haldi’nin büyüklüğü sayesinde, kudretli kral, büyük kral, Biai memleketleri kralı, Tuşpa şehrinin hakimi İşpuini oğlu Menua’yım.”

“Menua konuşuyor: Titia’yı buraya vali olarak tayin ettim.” “Tanrı Haldi’nin kudreti sayesinde İşpuini oğlu Menua, efendimiz tanrı Haldi’ye bu taşı nezretti.” Kitabenin arka yüzü: “Ben tanrı Haldi’nin büyüklüğü sayesinde, kudretli kral Biai memleketleri kralı, Tuşpa Şehrnin hakimi, İşpuini oğlu Menua’yım.” “Menua konuşuyor: Kim bu kitabeyi yok ederse, kim buna zarar verirse, kim bunun gibi bir şey yaparsa, bir başka kimse: “Bu işleri ben yaptım.” derse tanrı Haldi tarafından, Fırtına tanrısı, Güneş tanrısı ve diğer tanrılar tarafından yok edilsin. Gün ışığından mahrum kalsın. Arhi ve İniani’si ve hayatı yok olsun ve yokluğa gitsin.”

 

Aşağıdaki formu doldurak Yorum Yapabilirsiniz

ELAZIĞ HARPUT TARİHİ ESERLERİ

En Çok Okunan Haberler

ANKET

Kampanyamızı Nasıl Buldunuz





Tüm Anketler

Tüm Hakları Marmara Elazığlılar Derneği'ne Aittir. Acıbadem Caddesi Gayretli Sokak Demirciler Apt No:20/2 Daire 8 Acıbadem-Üsküdar/ İstanbul (E-5 Karayolu Üzeri Acıbadem) 0216 34 000 23
RSS Kaynağı